24 Eylül 2009 Perşembe

ÖLÜM ALLAH’IN EMRİ, AYRILIK OLMASAYDI (yeni)

Ali SARIGÜL


Ayrılık duygusu insanı en çok yıkan duyguların, ruh hallerinin başında gelir. Öyle ki katlanılması ölümden bile daha zor olduğu ifade edilmiş, dile getirilmiştir. O, hicrandır, firaktır, gönül yarasının başlıca sebebidir.


Sanma açıp sinemi şerh idecek yâre yok.
Yâre gönül yaresi, açmağa bir çare yok.(1)


Gönül yarası ki hiçbir yaraya benzemez. Sebebi ayrılıktır. Bundan dolayıdır ki;


Gönül yaresini andıracak yâre bulunmaz.(2)


İnsanı bunca yıkan, yere seren ayrılık duygusunun, bu yıkıcılığının nedeni nedir? Neden ayrılık ölümden daha beterdir? Üzerinde düşünmeye değer. Bize göre bunun nedenlerini insanın temel ruh hallerinde aramak gerekir. Bu temel ruh hallerinden birisi yalnızlıktır. Her insan yalnızdır, bir yalnızlık adasıdır. Her insan kendini kendi yüreğine hapsetmiştir. Bu hapishanede doğar ve bu hapishanede ölürüz. Yalnız gelir, yalnız gideriz. Hayat; yalnız olanın yalnız olana doğru yaptığı sonsuz bir keder ve hüzün yolculuğudur.(3)


Her insan bu yıkıcı ve iflah olmaz yalnızlık duygusundan kurtulmak ister, bunun çarelerini araştırır. Bir insanın yalnızlığını ne giderir? Şüphesiz başka bir insan. O nedenle yalnız gönüllerin başka insanların eşliğine ihtiyacı vardır. Bu eşlik, arkadaş, dost, eş veya sevgili vb. çeşitli şekillerde olabilir.


Yalnız her gönül, kendini kendi gönlüne hapsetmiştir. Yalnız olan, kendi gönül hapishanesinde yalnız bir mahkûmdur. Bir mahkûmun yalnızlığını aynı hücreye konmuş bir başka gönül mahkûmu giderebilir. Biz bizi mahkûm eden yalnızlık duygusunu teşrifiyle giderecek olan diğer gönül mahkûmuna sevgili diyoruz. İnsan yalnızlığını gidermenin en etkili yolu bir sevgilinin eşliğidir. İki yalnız gönül arasında meydana gelen aşk olayı, sevgililerin yalnızlıktan kurtulma girişiminin adıdır. Aşk, ebedi yalnızlığımızı giderebilecek en etken yoldur. Çünkü aşk olayı iki gönlün “BİR” gönül olmasını hedefler. İkilikten, “BİR”liğe ulaşan gönüller buradan hareketle tüm gönüllerle hatta tüm varlıkla bir olma şansına sahiptirler. Vahdet-i Vücut’la kastedilen budur.


Aşkın devrini tamamlayamaması anlamına gelen ayrılık olayı, insanın aşk ile ulaşmayı hedeflediği, bu yüksek vahdet duygusuna giden yolun kesintiye uğraması demektir. Ayrılan sevgililerin dinmeyen gözyaşlarının temelinde bu kahredici kayıp duygusu yatar. Mevlana’nın Şems’in gidişiyle içine düştüğü yıkıcı ruh hali budur. İçinde yalnızlık duygusunun olmadığı ya da etkisini büyük ölçüde yitirdiği aşk olayının son bulması ile sevgililer, yalnızlık duygusunun hâkim olduğu gönül hapishanelerine geri dönerler.


Aşk olayının devrini tamamlaması halinde “İKİ”likten “BİR”liğe ulaşacak olan canlar, aşkın vakitsiz sona ermesiyle bu fırsatı kaçırmış olmanın acısıyla gözyaşı dökerler. Gönül yarası olarak da ifade edilen yıkıcı ayrılık acısının temelinde yatan gerçek neden budur.


(1) Zekai Dede’nin İsfahan Şarkısı
(2) Şevki Bey’in Hicaz Şarkısı
(3) Kozmik Çocuk ve Yüreğimizin Hapishanesi-Ali Sarıgül

1 yorum:

dorukege dedi ki...

merhaba..ayrılık acısına birde gönül yarası demişsiniz katılıyorum.birde deger bilmediklerin platonik acıları olarak da söyleyebiliriz.tek taraflı için için yanan yürek ateşi.aşk var bilene..sevgide var bilene.yalnızların dünyası acılarla.bazen insan kalabalıklardada yalnızdır.