Dr. Emin Kılıç KALE
(Aşk) Allah mevhumunun yarattığı hislerin aktivitesi(çabası) içinde bulunmak veya tamlığa olan meyilde isteğe ve çabaya düşmek. Bu kelimenin aslı Arapça’dır. Aşeka kelimesinden gelmiştir. Aşeka, Arabistan’da bir sarmaşığın adıdır. Öyle bir sarmaşık ki bir ağaca sarıldığında ağacı kurutuyor. O zamanın edipleri insanlardaki bu aşk halini buna benzetmişlerdir. Aşeka maşeka derken aşk çıkmış. Aşkın olduğu yerde hiçbir şeyin adının geçmesine imkân yoktur. Geçerse bilgiyi aşk zannedersin.
Âlem-i şuhutta çeşitli(platonik, romantik vb.) aşklar vardır. Bunların kökü sekse dayanır ve iyi bir evlat yetiştirme arzusudur. Tasavvufta ise ilahi aşk vardır. Burada seks ve çocuk önemli değildir. Önemli olan ilahi âlemle, kozmik enerji ile ilahi demlerle bizim irtibatımızı temin etmesidir. Kökü; akımla irtibat her şeydir.
Dişi-erkek arasında karşılıklı reaksiyonlar olur, onun vasıtası ile olduğu âlemi tanır olur. Bu olaya “visal” denir.
Aşk, insan-ı kâmilin fen ve tasavvuf açısından halidir. İnsan-ı kâmil, “Oğul”, Aşk aynıdır.
Aşk allahlık halidir. Allahın kimseye ihtiyacı yoktur, görmeye de görülmeye de.
Felsefe, fen nasıl bir ders ise aşk da bir derstir. Her dersin sonunda bir nurlanma vardır. Aşk dersinin sonunda da müşahede-i azim idrak edilir.
Aşk, dini ve evrensel bir olaydır. Yani hiçbir şeyin etkisi altında kalmaz. Kendimizi sevdiğimizde keşf ederek arayıp bulmaktır. Bulduktan sonra onun verdiği yüksek zevk içinde kalmaktır.
Aşkı kimse tarif edemez. Herkes bir türlü söyler. Hiç tarif edilememiş, anlaşılamamıştır. Çünkü tarife gelmez. Bu bir tekâmül meselesidir. İşte lisan-ı Elhan yani benim bahsettiğim musikide -ki lisan- ruhtur-mesafe alındığı oranda aşk ve sevgi nedir, ne olduğu öğrenilmiş olur.
Aşkta, âşık(etkilenmek halinde) ve maşuk(etkilemek halinde) bulunur. Aşk, insanlarda potans halde mevcuttur. O aşktır. Potans halinden aşağı indiği gibi âşık- maşuk olur.
Ruhi seviyeden olan aşkta katiyen aşktan, sevgiden söz edilmez, ihtiyaç yoktur.
Aşk radyasyonel bir visaldir.
(Aşk) Olumsuz mertebede olanın ki o haktır, olumlu mertebede olanın o da haktır, etkisi altında kalmasıdır. Binaenaleyh aşk olumlu ile olumsuz arasında olur. Eksikli olanın tam olanın etkisi altında kalması sonucu orada bir cazibe vukua gelmesidir. Bu cazibenin, bu ikilinin arasında elde olmayarak vukua gelen etkinin tasavvuftaki adı aşktır.
(Aşk) her ne ki olumsuz, onu yok etmek demektir. İmrenicinin imrenme, imrendiricinin de ona hizmetçilik etme arzusudur.
Bir Mevlevi dedesi aşkı şöyle tarif ediyor: “Aşk keyfiyetsiz tanrının adıdır. Tanrının zatıdır, tanrının sıfatlarıdır, bizzat tanrıdır. İhtiyaçsızdır, tektir, doğmamıştır, doğurmamıştır.”
(Aşk) Allah mevhumunun yarattığı hislerin aktivitesi(çabası) içinde bulunmak veya tamlığa olan meyilde isteğe ve çabaya düşmek. Bu kelimenin aslı Arapça’dır. Aşeka kelimesinden gelmiştir. Aşeka, Arabistan’da bir sarmaşığın adıdır. Öyle bir sarmaşık ki bir ağaca sarıldığında ağacı kurutuyor. O zamanın edipleri insanlardaki bu aşk halini buna benzetmişlerdir. Aşeka maşeka derken aşk çıkmış. Aşkın olduğu yerde hiçbir şeyin adının geçmesine imkân yoktur. Geçerse bilgiyi aşk zannedersin.
Âlem-i şuhutta çeşitli(platonik, romantik vb.) aşklar vardır. Bunların kökü sekse dayanır ve iyi bir evlat yetiştirme arzusudur. Tasavvufta ise ilahi aşk vardır. Burada seks ve çocuk önemli değildir. Önemli olan ilahi âlemle, kozmik enerji ile ilahi demlerle bizim irtibatımızı temin etmesidir. Kökü; akımla irtibat her şeydir.
Dişi-erkek arasında karşılıklı reaksiyonlar olur, onun vasıtası ile olduğu âlemi tanır olur. Bu olaya “visal” denir.
Aşk, insan-ı kâmilin fen ve tasavvuf açısından halidir. İnsan-ı kâmil, “Oğul”, Aşk aynıdır.
Aşk allahlık halidir. Allahın kimseye ihtiyacı yoktur, görmeye de görülmeye de.
Felsefe, fen nasıl bir ders ise aşk da bir derstir. Her dersin sonunda bir nurlanma vardır. Aşk dersinin sonunda da müşahede-i azim idrak edilir.
Aşk, dini ve evrensel bir olaydır. Yani hiçbir şeyin etkisi altında kalmaz. Kendimizi sevdiğimizde keşf ederek arayıp bulmaktır. Bulduktan sonra onun verdiği yüksek zevk içinde kalmaktır.
Aşkı kimse tarif edemez. Herkes bir türlü söyler. Hiç tarif edilememiş, anlaşılamamıştır. Çünkü tarife gelmez. Bu bir tekâmül meselesidir. İşte lisan-ı Elhan yani benim bahsettiğim musikide -ki lisan- ruhtur-mesafe alındığı oranda aşk ve sevgi nedir, ne olduğu öğrenilmiş olur.
Aşkta, âşık(etkilenmek halinde) ve maşuk(etkilemek halinde) bulunur. Aşk, insanlarda potans halde mevcuttur. O aşktır. Potans halinden aşağı indiği gibi âşık- maşuk olur.
Ruhi seviyeden olan aşkta katiyen aşktan, sevgiden söz edilmez, ihtiyaç yoktur.
Aşk radyasyonel bir visaldir.
(Aşk) Olumsuz mertebede olanın ki o haktır, olumlu mertebede olanın o da haktır, etkisi altında kalmasıdır. Binaenaleyh aşk olumlu ile olumsuz arasında olur. Eksikli olanın tam olanın etkisi altında kalması sonucu orada bir cazibe vukua gelmesidir. Bu cazibenin, bu ikilinin arasında elde olmayarak vukua gelen etkinin tasavvuftaki adı aşktır.
(Aşk) her ne ki olumsuz, onu yok etmek demektir. İmrenicinin imrenme, imrendiricinin de ona hizmetçilik etme arzusudur.
Bir Mevlevi dedesi aşkı şöyle tarif ediyor: “Aşk keyfiyetsiz tanrının adıdır. Tanrının zatıdır, tanrının sıfatlarıdır, bizzat tanrıdır. İhtiyaçsızdır, tektir, doğmamıştır, doğurmamıştır.”
*Sohbetlerinden
0 yorum:
Yorum Gönder